|
| |||||||||
| English | |||||||||
MENÜRSSEN ÇOK OKUNANLAR |
Doç.Dr.Yücel Acer'in Yazısı 23-26 Ocak 2008 tarihleri arasında Yunanistan Başbakanı Kostas Karamanlis, 49 yıl aradan sonra Türkiye’yi ziyaret eden ilk Yunan başbakanı olarak, Başbakan Erdoğan ile beraber askeri tören birliğini selamladı. Selamladığı askerler, kendi ordusunun hemen her gün Ege semalarında ya da sularında sürtüştüğü Türk Silahlı Kuvvetleri mensubu askerlerdi. Bu ironik durum kimsenin gözünden kaçıyor da değil. Ziyaretten hemen önce, herkesin merak ettiği, iki ülke arasındaki sorunların bu ziyaretle çözülüp çözülemeyeceği idi. Ziyaretle ilgili olarak beni arayan BBC muhabiri de sadece bu soruyu soruyordu. İki ülke arasındaki sorunların gelişimini ve nitelliklerini ve iki ülke arasındaki ilişkileri takip etmeye çalışan bir akademisyen olarak, iki ülke arasındaki herhangi bir resmi temasa ilişkin bu soruyu sormanın artık “manasız” olduğunu düşünüyorum. Zirve görüşmelerinden sorunların çözümünü beklemenin boşuna bir bekleyiş olmasının esaslı bazı nedenleri vardır. Öncelikle, iki ülke arasındaki sorunların çok uzun yıllardır çözülememesinin nedenlerine bakmak lazım. İki temel nedenle Türk-Yunan sorunları uzun süredir çözülemiyor: 1. Tarihi nedenlere dayan ve halen de giderilememiş bir güvensizlik ve husumetin varlığı 2. Sorunların gerçekten de çözülmesi zor karmaşık konulara ilişkin olması ve çözümsüz geçen yılların ve yaşananların, sorunları daha da karmaşık hale getirdiği gerçeği. Güvensizlik ve husumet, tarafların sorunlara ilişkin pozisyonlarında küçük tavizler dahi vermelerini engelleyecek kadar derindir. İki ülke kamuoyları, sürtüşmeleri sona erdirmek için hükümetleri taviz vermeye zorlamak bir yana, en ufak tavizlerin verilmesine bile tahammül göstermemektedirler. Bu durum özellikle Yunan kamyonda çok belirgindir. Geçen hafta Yunanistan’a yaptığımız ziyaret esnasında Selanik Başkonsolosumuz Sayın Hakan Abacı, Karamanlis’in ziyareti ile ilgili olarak Yunan kamuoyunun sorduğu sorunun “Türkiye bir şey vermeyi kabul etti mi de Karamanlis Türkiye’yi ziyaret ediyor” olduğunu söylüyordu. Bunun ifade ettiği şey, iki komşu ülke arasında olağan kabul edilmesi gereken bir ziyaretin bile, tutucu bir bakış açısı ile değerlendirildiğidir. İkinci neden, yani sorunların karmaşık konulara ilişkin olması, sorunların çözümü için taraflar arasında güven mevcut olsa dahi çözülmesi kolay olmayan sorunlar olduğunu ifade etmektedir. Örneğin Ege Sorunları öylesine karmaşık bir coğrafi bölgeye ilişkindir ki, sadece dostluk duyguları bu denli karmaşayı çözmeye yetmeyecektir. Ya da Kıbrıs’ta 1950’li yıllardan beri yaşananlar sorunu öyle karmaşık hale getirmiştir ki, bu sorunu çözmeye sadece hükümetlerin iyi niyeti yetmeyecektir. Dostane ortamın yanı sıra, sorunların çözümü için çok teknik düzeyde ve kapsamlı görüşmelerin yapılması gerekmektedir. Bu da sorunların, birkaç üst düzey görüşme ile değil kapsamlı ve uzun soluklu görüşmelerle mümkün olabileceğini göstermektedir. Bu iki esaslı unsur temelinde yaptığımız gözlemler, sorunların çözümü için iki temel gelişmenin yaşanması gerektiğini göstermekte. Bunlardan ilki, iki toplum ve iki devlet arasında hasmane olmayan ve güvene dayalı bir anlayış ve ilişkinin geliştirilmesi ya da oluşturulmasıdır. İkincisi ise, belki de aynı anda ya da akabinde, teknik ve kapsamlı görüşmelerin yapılması gerektirdiğidir. Her halükarda, her iki unsurun da birlikte olması gerektiği açıktır. Zira, 2002 yılından beri Türkiye ve Yunanistan arasında Ege Sorunları’nın çözümüne ilişkin yapılan teknik görüşmeler (yakınlaşma görüşmeleri) hala bir sonuç doğurmamıştır ve bunun esaslı sebep yine bir güven ortamının eksikliğidir. Bu iki aşama kat edilmeksizin, üst düzey görüşmelerin sorunları çözmeyeceğini önceden tahmin etmek hiç de zor değil. Başbakanların, baş başa görüşmelerinde haklarının tepkisini çekmeyecek herhangi bir taviz vermeleri, gelinen aşamada hala mümkün değildir. Yine de, bu ziyaretlerin hiç işe yaramadığını söylemek de mümkün değildir. Bir Yunanistan Başbakanı son kez 1959 yılında Türkiye’ye resmi ziyaret gerçekleştirmişti. Başbakan Kostas Karamanlis’in amcası Konstantin Karamanlis, o dönemde Başbakan Adnan Menderes’in daveti üzerine Ankara'ya ziyarette bulunmuştu. Uzun süre sonra yeğen Karamanlis’in ziyareti, aradaki güvensizliğin giderilmesi ve bir güven ortamının yaşanmasına katkı sağlayacaktır şüphesiz ki. Ama bu noktada bile iyimser olmak gerçekten güçtür. Bu güne kadar farklı dönemlerde güven artırıcı önlemler üzerinde anlaşmaya varılmış olmasına rağmen bu önlemlerin kararlı bir şekilde uygulanması için gerekli irade gösterilmemiştir. Mayıs 1988’de Türkiye’nin önerileri doğrultusunda NATO Genel Sekreteri tarafından hazırlanan güven artırıcı önlemler Yunanistan tarafından kabul edilmişti. 2000 yılında ilişkilerdeki sıcak ortam içerisinde, özellikle Türk Dışişleri Bakanı İsmail Cem ve Yunan Dışişleri Bankı Yorgo Papandreou’nun çabaları ile güven artırıcı önlemlerin uygulanmasına ilişkin yeni bir niyet ifade edildi. Daha da önemlisi Cem ve Papandreou, Türkiye tarafından önerilen yeni bir güven artırıcı önlemler üzerinde anlaşmışlardı. Bu önlemlerden en önemlileri, Ege’de silahsız uçuşlar, Ege’de ortak tatbikatlar yapılması, mevcut tatbikatların sayısının ve kapsamının azaltılması ve askeri personelin karşılıklı ziyaretlerde bulunması sayılabilir. Oysa güven artırıcı önlemlerle ilgili iki önemli sorun vardır. Bu önlemler gerçekten de uygulanamamıştır ve uygulansaydı bile ilişkilerde güven yaratmaya yetecek de değildi. İlişkilerde güvenin daha çok askeri çerçevede anlaşılması ve ekonomik, ticari kültürel ve benzeri alanlara taşınması için yeterli çaba gösterilmemesi önemli bir eksikliktir. Her ne kadar iki ülke arasındaki ticari ilişkiler artış eğilimi gösterse de, iki ülke arasında karşılıklı bağımlılık yaratacak ve dostane ilişkilerin oluşumunu zorlayacak bir ekonomik ticari ilişki ağı oluşabilmiş değildir. Karamanlis’in ziyareti esnasında iki başbakan arasında neler konuşulduğu, hangi konularda anlaşma şansının artırıldığı basına yansımış değil. Ancak, aradan geçen zaman, ciddi adımlar atılmadığını göstermekte. Geçen hafta Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı (TPAO), Venezüella ile ortaklaşa, Saros Körfezi’ndeki Türk karasuları içerisinde petrol arama çalışmaları başlattığında Yunanistan uyarı niteliğine bir açıklama yayınlamıştır. Hukuki dayanağı olmayan bu açılama sıcak bir ortamın dahi yaratılamadığını göstermekte. Zira, TPAO, Gökçeada karasularını dahi dışarıda bırakarak sadece Türk anakarası etrafındaki Türk karasularında petrol aramaya başlamıştır ki, bu hukuken oldukça olağan bir durumdur. Oysa Yunanistan, bu aramaların genişleyeceğine dair bir güvensizlik hissi taşımaktadır. Sonuç olarak, sorunların çözümünün her iki ülke için de faydalı ve gerekli olduğu bir realite ise, üst düzey ziyaretlerde, sorunların doğrudan konuşulması yerine, ilişkilerin her alanda derinleştirilmesine ve bu vasıta ile güven oluşturulmasına odaklanılması gerekir. Bu güne kadar kaybedilen zamanın daha fazla kaybedilmemesi için bu sürecin hemen başlatılması gerekir. Bunun yolu da, üst düzey ziyaretlerin büyük ortak projelere imza atıldığı ve bunun kamuoyuna açıklandığı vesileler olmasından geçer. 12 Şubat 2008 Doç. Dr. Yücel ACER (USAK)
Yazdırılabilir Sayfa |
Word'e Aktar |
Arkadaşına gönder!
| Yorum Yaz
|
ARAMA YAP |
|||||||
|
Hakan Cem Işıklar - Ege'de CASUS BELLI © 2008 Tasarım: Ali Erkurt |
|||||||||